Dünya yüzyılda bir görülen diye tabir edilen büyük bir finansal kriz ile boğuşuyor. Bankalar bulabildikleri miktada para ile açıklarını kapatmaya çalışıyor. Merkez bankaları açıkları kapatmak için piyasalara para akıtıyor. Birçok ülke artık iflas etmiş bankalarına el koyuyor mecburen... İşin kötü tarafı bu finansal çöküşün daha ne kadar para yutacağı bilinmiyor. Merkez bankalarının piyasaya verdiği milyarlarca dolar, bugüne kadar büyük boyutlara ulaşmış kara delikleri kapatmaya yetmiyor.
Evet dünya giderek daha da küçülüyor ve küreselleşiyor. Bu inkar edilemez bir gerçek. O yüzden de bu küresel krizden Türkiye'nin etkilenmemesi imkansız aslında. Ancak nekadar etkileneceğimiz konusunu tartışmamız gerekiyor bizlerin ülke olarak.
Küresel finans krizine ABD ve İzlanda cephesinden bakınca durum gerçekten çok kötü. Ancak birazda iyimser olmak lazım tabiki. Türkiye'nin bu finansal krizin neresinde olduğunu değerlendirirken felaket tellallığı yapmamızın da bir anlamı yok. Bu bile bile ayağımıza kurşun sıkmak olacaktır.
Evet Türkiye bu krizin neresinde? Gelin hep beraber göstergelerimize bir bakalım. Gördüğümüz kadarı ile finansal krizin ülkemize üç etkisi oldu şu ana kadar;
1- Dolar Kurunun artması
2- Faizlerin Yükselmesi
3- Borsanın Gerilemesi
Şimdide geriye dönüp bir düşünelim. Dolar kuru 2007 yılı başında 1,41 YTL idi. Daha da gerilere gidersek 1,70 YTL'lerden satıldığı oldu bu ülkede. O halde dolar kurunda bir risk yok demektir. Hatta tam aksine şu anda dolar olması gerektiği seviyelere gelmiştir. Böylelikle ihracat yapan firmalar rahat bir nefes alacaktır. İthalatta ise biraz daha dikkatli davranmaya başlayacak, gerekirse bazı ürünleri kendimiz üretmeyi deneyeceğiz. Ülkemizin en çok ara ürünler ithal ettiğini düşünürsek, bu ara ürünleri üretmeye teşvik edecek sanayicilerimizi döviz kuru. En azından ithalatımızı azaltacaktır ki buda cari açığımızın kapanması için olumlu bir gelişmedir.
Borsamızın bugünki seviyelere indiği ve faizlerinde bundan çok daha yüksek olduğu günleri görmemiz için çok gerilere gitmemize gerek yok. O halde ülkemiz gerçekten de küresel finans krizini en hafif zararla atlatmaktadır ve atlatacaktır. Kötümser düşünceler hep olumsuz gelişmeleri beraberinde getirir. Milletçe bizlerde tüm olumsuz düşüncelerimizden arınmalı, ama her türlü ihtimale karşı tedbirimizi de elden bırakmamalıyız.
Turkiye Finansal Krizden Etkilenir mi?
Forex Islemi ve Broker Firmalari
Bir arkadaşım bugün mail atmış ve forex'in ne demek olduğunu soruyor. Anladığım kadarıyla Dünyadaki küresel kredi krizinden sonra birikimlerini değerlendirmek için yeni alternatif arayışında. Bende elimden geldiğince anlatmaya çalışayım şı forex olayını...
Forex İnglizce FOReign EXchange kelimelerinin kısatmasıdır. Forex kısaca ülkelerin para birimlerinin değişim piyasasıdır. Dünyadaki döviz fiyatları serbest piyasa kurallarınca arz ve talep dengesine göre belirlenir. Bu nedenle de döviz pariteleri sıklıkla değişebilir. İşte forex dediğimiz olay da dövizi düşük kurdan satın alıp yüksek kurla satıp buradan gelir elde etmektir.
Forex piyasası dünya üzerinde en büyük finansal piyasalardandır. Günlük işlem hacminin 1,5 ile 3 milyon dolar arasında olduğu tahmin edilmektedir.
Sizin adınıza forex işlemlerini yapabilecek broker firmaları mevcuttur. Brokerler müşterilerinin alım ve satım işlemlerini gerçekleştirirler.
Broker firmaları ve forex işlemi tamamen yasaldır. Bankalarda sizin adınıza hesap açıldığı içinde garantili bir sistem olarak biliniyor. Ancak büyük broker şirketlerinden Refco LLC'nin iflasını açıklaması ve müşterilerinin mağdur olması beni bu yatırım işlemine güven duymamamda bir kez daha haklı çıkardı. Açıkçası ben sistemi çokta garantili ve güvenilir bulmuyorum.
Yeni Bir Dosya Sunucusu: ShareMino

Dosyalarımızı yedeklemek hep bizleri uğraştırmıştır. Yedek dosyalarımızı yedeklerken birkaç seçeneğimiz mevcut. Bunlar dosyalarımızı CD veya DVD'ye kaydetmek, USB Hafıza Kartlarına kaydetmek yada Harici HDD cihazlarına kaydedip saklamak.
Ama yedeklediğimiz bu önemli dosyalarımızın hep yanımızda olması gerekiyor çoğunlukla. O halde de doğal olarak dosyalarımızı yedeklediğimiz CD&DVD, HDD yada USB Kartlarımızı hep yanımızda taşımamız gerektiği anlamına geliyor. Buda zor ve zahmetli bir seçenek elbette.
İşte bu zorluklardan kurtulmak amacıyla Dosya sunucuları oluşturulmaya başladı. İlk öncülüğünü Rapidshare'nin yaptığı birçok dosya sunucusu dünya üzerinde kullanılıyor ve her geçen gün daha da çok tercih ediliyorlar.
Birçok dosya sunucusu bulunmasına rağmen, bu sunucularında hoşumuza gitmeyen tarafları var elbette. Örneğin belirli bir kotanın üzerindeki gönderilerden ücret talep etmeleri. Ayrıca aynı anda birkaç dosya indirememek, belirli bir kapasitenin aşılması durumunda aynı Ip adresinden dosya indirememek gibi kısıtlamaları da ilave edebiliriz.
Dosya sunucusu konusunda yeni yayına başlayan ShareMino oldukça güzel ve kullanışlı bir seçenek. Şüphesiz en büyük cazibesi de ücretsiz olarak 5 GB'a kadar upload hakkı vermesi. Sizde dosyalarınızı yedekleme konusunda dertliyseniz birde ShareMino'yu deneyin derim. Benim hoşuma gitti açıkçası...
Gunes Enerjisi(Solar Energy) mi? Hidrojen Enerjisi mi?

Dünyanın enerji ihtiyacı gün geçtikçe atrıyor ve enerji ihtiyacımızın önemli bir kısmını fosil yakıtlardan karşılıyoruz. Peki bu hızlı tüketişin sonucunda fosil yakıtların tükenmesi halinde ne yapacağız?
Evet dünyaca ünlü birçok bilim adamı fosil yakıtların yakın bir gelecekte tükeneceğinden neredeyse emin. İşte bu yüzdende alternatif enerji kaynakları üzerindeki tartışmalar da her geçen gün artmakta. Tabiki tartışmalarla birlikte bu konuda araştırmalar da büyük önemle sürdürülüyor.
Enerji kaynakları konusunda en çok güneş enerjisine (solar energy) güveniyor bazı bilim adamları. Ancak güneş enerjisi ile tüm dünyanın enerji ihtiyacının karşılanabileceği konusunda bilim adamları arasında görüş ayrılıkları var. Bu nedenle de güneş enerjisi ile birlikte yeni alternatifler üzerinde de duruluyor. Bu alternatiflerden en önemlisi de hidrojen enerjisi.
Birçok otomobil firması daha şimdiden hidrojenle çalışan otomobiller ürettiler. Ancak bu enerji kaynağının dünya üzerinde yayılabilmesi için ciddi çalışmalara imza atmak gerekiyor.
Avustralya'da bulunan Monash Üniversitesi Comonwealth Scientific ve Industrial Research Organisation'da çalışan bilim adamlarına göre elektrik enerjisini kimyasal enerjiye çevirmekle birlikte bu zorlukların üstesinden gelinebilir.
Bilimsel açıklamaya göre elektroliz iki reaksiyona ayrılıyor: Katot'ta protonlar hidrojen iyonlarını şarj ederken, suyun oksidasyonu da anot'ta oksijen üretiyor.
Bakalım önümüzdeki yılların en gözde konularından olacak olan enerji, hızla geçen zamanla nasıl şekillenecek? En temiz enerjiyi en ucuz yöntemlerle elde etmek dileğiyle...
Blog Yazarligina Donus
Blog sitemde her telden konu ile alakalı yazılarımı yayınlamak için bu blogger bloğunu oluşturmuştum. Basit ama kullanışlı olan bu blog, benim işimi görüyor ve yazdıklarımı paylaşmaya yetiyordu. Ancak tam yazmaya başlayıp, blog yazarlığına alışmaya başlamışken, hayatımın olağan akışında bazı düzenlemeler ve değişiklikler yapmam gerekti.
Bu kökten değişiklikler malumunuzdur ki hiçde kolay olmazlar. İnsanı psikolojik olarak yorar ve yıpratır böyle dönemler. Ancak tabiki birşeylerin sürekli yoluna girebilmesi için, bir dönemi feda etmek gerekebiliyor.
Bende bu zorlu dönemi çok sevdiğim dostlarım ve yanımda olan herkesle birlikte atlatmayı başardım. Umarım hakkımızda herşeyin hayırlısı olur. Yanımda olan tüm dostlarıma çok teşekkür ediyorum.
Böylelikle blog yazma hobime de geri dönmüş oluyorum. Birşeyler yazmak, birşeyler üretmek ve paylaşmak gerçekten çok güzel. Yazdıklarımın tamamının doğru olduğu yada olacağı gibi bir iddiam hiçbir zaman olmadı ve olmazda. Yazmaktaki amacım paylaşmak ve doğruyu bulmak. Sizinde fikirlerinizi, yorumlarınızı her zaman bekliyorum.
Online Alisveristen Korkmayin
Alışveriş tüm toplumların vazgeçilmezi elbetteki. Kimimiz severek, kimimiz de mecburiyetten alışveriş yaparız. Ancak isteyerek de yapsak, istemeden de alışverişe mahkum olsak, mecburuz buna. Çünkü alışveriş hayatımızın bir parçası artık..
Hepimizin bazı alışveriş şikayetleri muhakkak vardır. Bazen eğlenceyken bize, bazende işkenceye dönüşür alışverişler. Otopark sorunu, aradığımız ürünü aradığımız yerde bulamamak, kalabalıklar bu sorunlarımızdan sadece bazıları. İşte böyle durumlarda bizi alışverişten kurtaracak bir formül ararız hep, ancak bulamayız bir türlü.
Sanal mağazaların ortaya çıkması işte bizleri alışverişin yorucu gazabından kurtardı. Artık beyaz eşyadan elektroniğe, giyimden kozmetiğe, hediyelik eşyadan kitaba aradığınız herşeyi sanal dünyada bulmanız mümkün. Hemde siz koltuğunuzda çayınızı yudumlarken siparişinizi veriyorsunuz, siparişleriniz kapınıza teslim ediliyor. Hatta son zamanlarda marketler de sanal mağazalar zincirine katılmaya başladılar. Artık market alışverişleriniz bile online olacak. Büyük marketler sanal mağazalarıyla hizmete başladılar artık. Ve her geçen günde yenileri ekleniyor. Tüm market ihtiyaçlarınızın siparişini verip, adresinize teslim edilmesini bekliyorsunuz.
Peki online alışverişte dikkat etmemiz gereken konular nelerdir. Öncelikle, kredi kartı gibi önemli bilgilerinizi girmeden önce güvenli bir sunucuya yönlendirilmiş olmalısınız. Güvenli sayfaların adresleri ‘http://’ yerine ‘https://’ ile başlar. Tarayıcınızın sağ alt köşesinde belirecek bir kilit simgesi sayesinde de güvenli bir sayfada olduğunuzu anlayabilirsiniz. Bu konularda özellikle dikkatli olmalısınız. Tabi kurumsallığından emin olmadığınız firmalardan alışveriş yapmamanız sizin menfaatinize olacaktır. Online alışverilşerde en çok kullanılan ödeme yöntemleri şu üçüdür; 1- Kredi kartı 2- Banka havalesi 3- Kapıda ödeme. Sizin için en uygun olanı hangisidir bilemeyiz ama en güvenli olanı tabiki teslimatta yani kapıda ödeme seçeneğidir güvenemediğiniz sanal mağazalarda..
Ancak sonuç olarak dikkatli davrandığımız sürece sanal mağazalar bizlere çok fayda sağlıyor. Teknolojinin ve internetin kolaylıklarından faydalanmak gerek. Şimdilik hoşçakalın...
İnternetin Hayatınızı Mahvetmesine İzin Vermeyin

İnternet hep bahsettiğimiz gibi her geçen gün hayatımızı daha çok etkilemeye, daha çok kontrol altına devam ediyor. Bu bizlere birçok imkan ve kolaylık sağlamakla birlikte aynı zamanda özel hayatımızıda genele yayıyor. Buda sanırım olayın en tehlikeli boyutlarından...
Şöyle bir düşünün.. Bir firmaya iş başvurusunda bulundunuz ve İnsan Kaynakları Müdürünü bir hayli etkilemeyi başardınız. Artık işe kabul edildiniz neredeyse. Bir anda müdürün aklına sizin hakkınızda internette ne bulabileceği geliyor. Ve isminizi arıyor arama motorlarında. Aslında buna sizde hazır değilsiniz ve şok oluyorsunuz. Belki yıllarca önce arkadaşlarınızla katıldığınız bir patide çekilmiş, elinizde bira şişesi, perişan ve sarhoş bir resminiz. Müdürün imalı ve aşağılayıcı bakışları altında eriyip gidiyorsunuz..
Bu varsayımsal olayın gerçekleşme ihtimali çokta düşük değil. Yazdığınız bir yazı, bir arkadaşlık sitesine koyduğunuz resimleriniz yada sizinle ilgili diğer çeşitli içerikler her an karşınıza birgün çıkabilir sanal alemde. Bir blog yazınız, şiirleriniz yada webcam görüntüleriniz.. Ve her insan da sizlere kolaylıkla ulaşabilir. Video paylaşım sitesi YouTube'de webcam görüntüleri ortaya çıkıp hayatı mahvolan birçok insan mevcuttur. Yada diğer internet dünyasında...
İşte bu nedenlerle internet, bazen hiç ummadığımız bir anda bizi üzebilir. O bakımdan da birgün rahatsız olabileceğiniz sizinle ilgili içeriği internete asla göndermeyin. Gerçek isminizi de mümkün olduğunca kullanmamaya çalışın. Unutmayın ki internette hiçbir bilgi asla kaybolmaz ve yıllar sonra karşınıza çıkabilir.
Bir forum sitesindeki yorumunuzu, sildirmek için sadece rice edebilirsiniz site yöneticisinden, yada bir blogtaki yazınızı, resminizi. Yada çok zor ve sıkıntılı bir süreç sizi bekliyor demektir.
İnternet dünyasının sizi birgün üzmemesi için hep dikkatli olmalısınız. Benden söylemesi...
Sanal Dünya'da Hızlanmak mı İstiyorsunuz?
Web'de gezinirken web tarayıcınızın menüleriyle daha az boğuşmak istiyorsanız aşağıdaki kısayollardan faydalanabilirsiniz.
Adres bölümüne kolayca geçmek için ALT + D veya CTRL + TAB
Bir önceki web sayfasına yönlenirsiniz ALT+ Sol ok tuşu
Önceden belirlediğiniz ana sayfaya gider ALT + HOME
Sık Kullanılanlar listenizi görüntüler CTRL + I
Mevcut sayfayı tekrar yükler. F5
Uygulamayı tam ekran olarak görüntüler F11
Bir önceki / sonraki sayfayı görüntüler SHIFT + Fare tekerleği
İlgili sayfayı yeni bir pencerede açar SHIFT + Link'e tıklama
Ziyaret edilen sayfayı Sık Kullanılanlara ekler CTRL + D
Web kameranızı yayın aracı olarak kullanmak
Microsoft'un web sitesinde, Windows 98 ve XP için geliştirilmiş küçük ve faydalı yazılımların bulunduğu Powertoys alanı bulunuyor. www.microsoft.com/windowsxp/pro/downloads/powertoys.asp adresinden erişilen bu alanda sisteminizin belli başlı özelliklerini değiştiren TweakUI, Virtual Desktop Manager (Sanal Masaüstü Yöneticisi), Taskbar Magnifier (Görev Çubuğu Büyüteci), Alt-Tab Replacement (Alt-Tab Geliştirici) gibi yazılımlar mevcut. Bu bölüme yeni eklenen Timershot Powertoy adlı yazılımı kullanarak, Windows XP'nin PC'nize bağlı web kameranızdan belirli aralıklarla fotoğraf almasını ve sabit disk, FTP, yerel ağ gibi hedeflere göndermesini sağlayabilirsiniz.
Windows gezgininde web sayfası açmak
Windows XP ve 2000'in klasör pencerelerinin oldukça pratik bir özelliği bulunmaktadır. Bu pencerelerin adres satırlarına bir web adresi yazabilirsiniz. Bunun yapıp Enter tuşuna bastığınızda pencere otomatik olarak Internet Explorer görünümü kazanır. Bu püf noktası her çeşit klasör penceresinde çalışmaktadır.
Kısayollardaki ok işaretini kaldırmak
Windows'un tüm sürümleri dosya kısayollarını belirmek için kısayol simgesinin sol alt köşesine bir ok işareti yerleştirir. Bu işaret size de fazlasıyla büyük ve kaba görünüyorsa tamamen kaldırabilir veya yerine daha nazik görünen bir işaret yerleştirebilirsiniz. Bunu yapmak için öncelikle www.microsoft.com/windowsxp/pro/downloads/powertoys.asp adresine bağlanarak sadece 140 KB büyüklüğündeki Tweak UI uygulamasını indirip bilgisayarınıza yükleyin. Tweak UI uygulaması kendisini bilgisayarınızın Denetim Masası'na yerleştirir. Start > Settings > Control Panel > Tweak UI seçeneklerini çalıştırarak ayar uygulamasını çalıştırın. Karşınıza gelen pencerede Explorer sekmesine atlayarak Shortcut Overlay kısmında Light Arrow kutucuğunu işaretleyin. Burada None seçeneğini kullanırsanız kısayol okları iptal edilir. Kendi hazırladığınız ok grafiklerini kullanmak isterseniz Custom seçeneğini işaretleyebilirsiniz.
Öte yandan kısayol okunu kaldırmak gibi basit bir işlem için başlı başına bir uygulama yüklemek istemeyenler Windows Kayıt defterine küçük bir ziyaret yapabilir. 'HKEY_LOCAL_MACHINE > SOFTWARE > Microsoft > Windows > CurrentVersion > Explorer > Shell Icons alt klasörüne geçerek buradaki 29 değerini 50 yapın. 50 değeri boş bir simgeye denk geldiği için kısayollarınızın ok tuşları yok olacaktır.
Bu işlemi yaptıktan sonra bilgisayarınızı tekrar başlatmanız gerekebilir.
Küçük püf noktaları
Windows gezgininde fareyi kullanarak herhangi bir dosyayı taşırken CTRL tuşuna basarak dosyanın kopyalanmasını, SHIFT tuşuna basılı tutarak taşınmasını ve ALT tuşuna basarak dosyanın kısayolunun oluşturulmasını sağlayabilirsiniz.
Klasörlere ekleyeceğiniz Folder.jpg adlı imaj dosyaları ilgili klasörün önizleme değeri olacak ve Thumbnail modunda gösterilecektir. Aynı şekilde bu imaj Media Player'da albüm resmi olarak gösterilir. Bildiğiniz gibi Windows bir ya da daha fazla pencereyi yan yana dizmenize izin verir. Fakat herkesin bilmediği bir püf noktası vardır. Herhangi bir pencereyi seçili duruma getirdikten sonra CTRL tuşuna basılı tutarak görev çubuğunda bir pencereye sağ tıklayıp Dikey Döşe (Tile Vertically) komutu verildiğinde sadece seçili olan iki pencere yan yana dizilir.
Bilgisayarınızın başından ayrılmadan önce Windows'u hızlı bir biçimde kilitlemek için WIN + L tuş kombinasyonunu kullanabilirsiniz.
Windows oturumunu sonlandırırken karşınıza çıkan pencerede H tuşuna basarak bilgisayarı uyku moduna getirebilirsiniz. SHIFT tuşuna basıldığında Stand-By düğmesi Hibernate'e dönüşecektir.
Windows XP'nin uyku modundan normal moda geçerken şifre sormasından sıkıldıysanız Denetim Masasındaki Power Options (Güç Seçenekleri) simgesine çift tıklayarak Advanced (Gelişmiş) sekmesindeki 'Prompt for password after returning from standby' seçeneğini kaldırabilirsiniz.
Dosya kopyalama veya silme pencerelerinde No (Hayır) tuşuna defalarca basmak yerine SHIFT tuşuna basılı tutarak Hayır seçeneğini seçebilirsiniz. Bir Windows klasörünü ekranın herhangi bir köşesine sürükleyip bırakarak bir araç çubuğu oluşturabilirsiniz. Araç çubuğundaki ilgili kısayol ve dosyaların üzerine tıklanabilir ve araç çubuğunun otomatik olarak gizlenmesi sağlanabilir.
Sık kullanılanlar listenizi hafişetmek istiyor fakat bunu yapmak için Organize Favorites (Sık Kullanılanları Düzenle) modülünü kullanmak istemiyorsanız Organize Favorites seçeneğine tıklarken SHIFT tuşuna basılı tutabilirsiniz. Bunu yaptığınızda ilgili kısayolları barındıran klasör açılacaktır.
Bir dosyayı çöp kutusuna göndermeden sisteminizden tamamen kaldırmak için SHIFT + DELETE tuşlarını kullanabilirsiniz.
Sık kullanılanlar listenizdeki internet adreslerini sıralamak için herhangi bir adresin üzerine tıklamanız ve fare düğmesini kaldırmadan ilgili adresi istediğiniz noktada bırakmanız yeterlidir.
Masaüstünüz aktif durumda olduğunda F3 tuşuna basarak dosya arama penceresini çıkarabilirsiniz. Masaüstünün aktif olmadığı durumlarda dosya arama penceresini açmak için WIN + F tuşlarına basmanız yeterlidir.
Bir dosya veya Windows öğesi seçili durumda iken ALT ve ENTER tuşlarına aynı anda basarak ilgili öğenin özellikler penceresini ekrana getirebilirsiniz. CD sürücünüze taktığınız bir CD'nin otomatik olarak başlamasını istemiyorsanız CD'yi taktıktan sonra SHIFT tuşuna bir süre basın. Görev Yöneticisini (Task Manager) çalıştırmak için CTRL+SHIFT+ESC tuşlarına aynı anda basabilirsiniz.
İnternette "Yaz Kazan" Dönemi
İnterner siteleri yada bloglar yakın bir zamana kadar sadece yayıncısına para kazandıyorlardı. Ancak artık bu siteler, içeriğini oluşturan internet kullanıcılarına da kazandırmaya başladılar.
İnternet kullanıcılarının siteye gönderdiği en iyi görüntü ya da yazıyı kendi sitelerine çekerek, ziyaretçi sayısını artırmak isteyen web siteleri artık, içeriği oluşturanlara ya reklam gelirlerinden pay ya da telif ücreti ödüyor. Bu sitelerin internet kullanıcılarına ayda ödediği telif ücretleri de, şu anda 10 bin YTL’yi buluyor.
Ekşi sözlük, pikniktube, itiraf.com gibi içeriğini kullanıcılarının oluşturduğu siteler Türkiye’de de hızla yaygınlaşmaya başladılar. Buda tabiki siteler arasındaki rekabeti dahada artırdı. Kullanıcılarının gönderdiği en iyi içeriği kendi sitelerine çekerek, ziyaretçi sayısını artırmak isteyen bu siteler şimdi, internette "yaz günlüğü kap parayı" dönemini başlattı. Türkiye’de öncülüğünü pillinetwork ve onpunto.com’un yaptığı bu uygulama, internet kullanıcılarının yayınlanan yazı, fotoğraf, video görüntülerinden gelir elde etmesini sağlıyor. Bu sitelerin internet kullanıcılarına ayda ödediği telif ücretleri de, şu anda 10 bin YTL’yi buluyor.
Yurtdışı merkezli internet sitelerinden metacafe.com, newsvine.com gibi sitelerin uyguladığı bu yöntemi şimdi dünyanın en büyük video paylaşım sitesi youtube da devreye sokmaya hazırlanıyor. Ülkemizde ise; onpunto.com, pillinetwork grubuna dahil teknoloji içerikli zamazing.org, fotoğrafçılıkla ilgili 3ayak.org, dizi filmlerle ilgili 22dakika.org, merak edilen konularla ilgili hafif.org, internet ve tasarımla ilgili bildirgec.org, torpilli.com, yenimecra.org, ucandaire.org ve 10marifet.org adlı web sitelerinde başlatılan gelir paylaşım uygulamasının giderek yaygınlaşması bekleniyor.
Bu uygulama, ziyaretçiler tarafından oluşturulan içeriğin, izlenme (okunma) oranına göre değerlendirilmesini sağlıyor. Bu değerlendirme sonucunda da sitenin kazandığı reklam gelirinden belirli oranda pay veriliyor. Böylece elde edilen gelirden, tıklanma sayısına göre site editörleri ve yazarlarının da pay alması sağlanıyor.
Bu uygulama hem site sahiplerini hemde internet kullanıcılarını memnun edeceğe benziyor. İlerleyen günlerde sistemin dahada yaygınlaşacağını ve rekabetin kullanıcılar faydasına olacağını düşünüyorum. Ek gelir elde etmek isteyen ve kalemine güvenen arkadaşlar şimdiden bir yer edinmeliler bu gruplarda diye düşünüyorum.
Bol kazançlı günler dileklerimle şimdilik hoşçakalın...
Türk Toplumu, Kanun ve Kurallar
Geçenlerde birkaç arkadaş toplandık, birlikte sohbet ediyoruz. Tipik Türk erkeklerinin çoğunluğu hani her konuda ülke meselelerini enine boyuna tartışmayı severler ya. Bizim arkadaş da balıklama daldı konuya.. Son zamanlarda ülkemizde yapılan bazı değişiklikler ve düzenlemeler yine halka zarar veriyormuş. Aslında halkın faydasını isterken, istemeden de olsa ülkemize zarar veriyormuş değişiklikler.. Olayı tam anlayabilmek için detaylıca anlatmasını istedim. Hani ülke meseleleri konusunda illaki söyleyecek bir çift sözüm olmuştur her zaman..
Sağlık konusundaki düzenlemeler çok faydalıymış halkımız için. Ancak bazı özel hastaneler sahte evraklarla sigorta kurumlarından çok yüklü miktarlarda para tahsil ediyorlarmış. Yine bazı eczaneler, tanıdık bir doktor bulup (yada rüşvet karşılığı), eşten dosttan sağlık karnelerini toplayarak ilaç yazdırıyorlar, devleti zarara uğratıyorlarmış. Hatta tanıdığı bir eczacının iflasın eşiğinde iken, bu yöntemle maddi durumunu bir hayli düzelttiğini de söyledi. Tanıdığı bir işyerinin personelinin karnelerini toplayıp, işlemlerden sonra tekrar dağıtıyormuş. Bir diğer şikayeti de vergi iadelerinin kaldırılması imiş arkadaşın. Bu sayede halk artık fiş almıyor, bu nedenle de devlet vergi toplayamıyormuş.
Tüm bunları dinlerken aslında hem tüylerim diken diken oldu, hem kendimize acıdım hemde üzüldüm. Düşünebiliyormusunuz nasıl bir milletiz biz? Bu zamana kadar hastanelerdeki kuyruklardan şikayet ederken, şimdi birçok kolaylık bize sunuluyor ama bununda tadını doyasıya çıkaramıyoruz. İllaki her sistemin bazı açıkları olur ve olmak zorundadır. Biz Türk milleti niye zekamızı üreticilik yada yaratıcılık için kullanmayız da, hep böyle sistem açıkları ararız bilmiyorum.
Burada asıl suç bence o kolaylıkları sağlayanlar yada kanunlar değil, o şerefsizliği kendine yakıştırıp tüyü bitmemiş yetimin hakkını devletten sömürenlerdir. Hani hep şikayetçiyizdir ya biz ülkemizin kalkınamamasından.. İşte bunun gerçek sorumlusu idarecilerimizden çok bizleriz halk olarak...
60'lı yıllarda Türk'ler Almanya'ya gitmişler işçi olarak. Bakmışlar sokak ortalarında kola, sigara vb. şeyleri almak için küçük jetonlu dolaplar. Birkaç kez jetonla kullandıktan sonra çözümü bulmuşlar hemen. Bir jeton kalıbı yapıp, buzdulabının buzluğunda jeton imal etmişler. Ve bu jetonlarla uzun yıllar alışveriş yapmışlar. Taki makinalar paslanana kadar. Paslardan ancak çözebilmişler uzun zaman sonra Almanlar olayı...
Bu örneği niye anlattığımı sanırım anlamışızdır. Evet Avrupa ülkeleri bizden çok fazla gelişmişler ama bu halkın bilinçlenmesiyle olmuş. Onlar bu kolaylıkları istismar etmedikleri için kullanabiliyorlar. Kanun ve kurallar ülkedeki tüm insanların huzur ve refahı için konulur. Ve tüm halk bu kanun ve kurallara uymayı öğrenirse ancak ozaman refah seviyesi yükselir. Yoksa ne adalet, ne polis nede kanunlar tüm halkı kontrol etme şansına sahiptir. Avrupa Ülkelerinde birçok halk önünde giden otomobilden yere çöp atan insanları şikayet edecek kadar bilinçlidir. Çünkü o şikayet, yaptırımları getirecek ve o insanın da bilinçlenmesini sağlayacaktır. Ya bizler ülkemiz ve halkımız için neler yapıyor, neler düşünüyoruz?
Bence hepimiz artık bilinçlenmeli, kendimiz kuralları ihlal etmediğimiz gibi başkalarının da ihlal etmesine izin vermemeliyiz. İşte ozaman toplumun yaptırımı ortaya çıkacak, bazı şeyler kendiliğinden değişmeye başlayacaktır. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığımızla hep zarar gördük ve görmeye de devam edeceğiz.
Unutmayın ki dünyada her insan hak ettiği konuma gelebilir. Ve birçoğumuzun bulunduğu yer, statü hak ettiğimiz yerdir. Daha farklı yerlerde olmak istiyorsak, daha fazla ve daha farklı şeyler yapmalıyız demektir. Bu kural milletler ve toplumlar için de geçerlidir. Bizler hak ettiğimiz konumdayız ve daha fazlası için daha fazla şey yapmalıyız. Hoşçakalın...
Bankalar, Krediler ve Kredi Kartları
Sevgili dostum Hakan, banka ve krediler hakkında iki satır yazı yazmamı istiyordu uzun zamandır. Geçen gün yazıp gönderdim nihayet. Oda sitesine koymuş yazıyı. Ben kendi siteme bile yazamıyorum dostum uzun zamandır. Gecikme için kusura bakmadın değilmi? Sitende yazıyı tekrar okudum. Bende alıntı yapsam kızmazsın değilmi:)
Bankalar her geçen gün dahada çok giriyor hayatımızın içine. Ve bizlerin bankasız bir hayatı hayal etmesi bile imkansız artık. Krediler ve kredi kartları artık olmazsa olmazlarımız oldular neredeyse..
Peki hayatımızda bukadar önemli yer edinen, şirket bütçemizi, kişisel yada aile bütçemizi yakından ilgilendiren kredi ve kredi kartları konusunda neler biliyoruz? Neyi ne zaman kullanmamız gerektiğini, nasıl kullanmamız gerektiğini hiç düşündük mü? Bizler için çok faydalı olduğunu düşündüğümüz krediler bazen bizlerin sonunu hazırlamaktalar. Buna da hepimiz etrafımızda birilerinden şahit olmuşuzdur.
Öncelikle şirket ve işyerleri için önerim, finans konusunda uzman bir personel istihdam etmeleridir. Birçok şirketimizin faydalanabileceği AB Hibeleri, Yatırım Teşvikleri, KOBİ Destekleri, Faizsiz Uzun Vadeli Krediler mevcutken, yüksek faizlerle krediler kullanmaktadırlar. Halbuki yatırım, üretim ve ticarette en önemli şey fırsatları iyi değerlendirmektir. Belki hibe olarak alabileceğimiz yüklü miktarda rakamlar varken, bizler banka banka kredi aramaktayız. İşte bu fırsatları takip edip, çeşitli olanakları sizlere sunabilecek bir finans personeliniz olmalı diyorum öncelikle işyerlerimize..
Peki kişisel olarak kredi kullanmak isteyen diğer insanlarımıza neler tavsiye edebiliriz? Öncelikle şunu unutmayalım ki bankalar da her işletme gibi para kazanma uğraşında olan işyerleridir. Ve her ticaret müessesesinde olduğu gibi bankalar arasında da rekabet mevcuttur. İşte bu yüzden kredi kullanmadan önce size uygun kredi verebilecek tüm bankaları inceleyin. Ve en uygun faiz ve en uygun şartları size hangi banka sunarsa onu tercih edin. Böyle bir durumda emin olabilirsiniz ki en az birkaç puan aşağı çekilecektir faizler. Ve sizin büyük avantajlarınız olacaktır.
Kredi kartları konusuna gelince. Tüm kredi kartlarının aylık faizleri ve Yıllık Üyelik Bedeli adı altında aldıkları miktarları her yerde bulabilirsiniz. Kartlarınızı kullanırken size en uygun şartları sunan kartlarınızı kullanmaya çalışmalısınız. Bu hem sizin menfaatinize olacak, hemde bankaları daha uygun şartlar sunmaları için zorlayacaktır. Ayrıca Kredi kartlarından yıllık alınan ücretlerin yasal olmadığını da bilgilerinize sunarım. Bu konuda da yasal mücadele sonucunda ücretleri geri almış insanlarımız mevcut.
Umarım sıfır faizli kredileriniz bol, uzun vadeli kredileriniz uygun, kredi kartı ve kredi ödemeleriniz zamanında olur. Sağlıklı mutlu günler dileklerimle...
Kaynak: http://www.banka-kredileri.com
Yaratıcılık ve Altın Örümcek
Malumunuz geçtiğimiz günlerde 2007 Altın Örümcek ödülleri sahiplerini buldu. Neredeyse tüm siteleri teker teker inceledim. Gerçektende her biri birer emek ve zeka abidesiler. Bu kompozisyonun ortaya çıkması için önce zekayı zorlayıp projelendirmek, ardından da becelerileri zorlayıp inşa etmek gerekiyor. Tüm finalist site sahiplerine ve dereceye giren arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.
İnternet dünyasında yer edinebilmek ve kalıcı olabilmek için ilgi çekici ve faydalı projeler oluşturabilmek ve bu projeye yatırım yapmaktan kaçınmamak gerekli sanırım. Birçok güzel projeyi derme çatma sitelerle yürütmeye çalışan ve başarılı olamayan arkadaşlar biliyorum. Projenin güzel olması kadar, siteye girenlerin güzel vakit geçirebilmeleri, tasarımın sadeliği ve kullanılabilirliği de çok önemlidir. Siz bir proje üretip ilk defa onu tanıtacaksınız böyle durumlarda. İnsanların ilgisini çekip bir şekide onları siteye çekmenin yanında siteye gelen insanlara da neler verebileceğinizi düşünmelisiniz. Onlara sizin ve sitenizin amacını anlatabilecek imkan ve ortamıda sunmalısınız kullanıcılarınıza...
Artık birçok piyasa koşulunda olduğu gibi internette de yatırım yapmadan büyümek çok zor. Tabiki her sektörde istisnalar illaki vardır. Ancak meşhur bir sözümüz var değil mi? Hemen yeri gelmişken kullanalım:) İstisnalar kaideyi bozmazlar.
Sigortam.net'i uzun zamandır takip ediyorum. İlk günlerden itibaren ciddi bir yatırım yaptılar bu siteye.. Reklamlarını sizlerde sık sık görüyorsunuzdur eminim. Google aramalarında ve sitelerde Adsense reklamlarını, bannerlerini, kampanyalarını vs. Ama sonuç olarak Sigortam.net bugün sanal alemde sektörün en büyüklerinden biri. Hatta bilinirlik oranı birçok sektör devinden daha fazla. Sigortacılık kategorisinde de Altın Örümcek'e layık görülenlerden...
İnternetin hayatımızda çok şey değiştirdiğini ve hızla da değiştirmeye devam edeceğini her fırsatta dile getirdik. Düşünün ki bir sigortacı ofisimiz var. İstanbul merkezli ve birkaç da şubemiz var diyelim. Ne kadar alanda hizmetimizi müşterilerimize ulaştırabiliriz? Yada kapsama alanımız ne kadardır? Hangi çevrelerden müşretilerimiz bize ulaşabilirler? Tabiki çok kısıtlı değilmi interneti düşününce. Bir web sitesi hazırlıyorsunuz nette, reklamınızı yapıyor, isminizi duyuruyorsunuz. Sonrada müşterilerinize güven vermek ve dürüstçe çalışmak size düşen. Emin olunki her geçen gün katlanarak artacaktır müşterileriniz. Hatta Edirne'den Kars'a, Samsun'dan Hatay'a tüm Türkiye kapsama alanınızdır. Size ulaşmak isteyen her müşteri rahatlıkla ulaşabilecektir. Eminim ki bu işyerinizin maliyeti de bir bölgeye şube açmaktan daha azdır.
Anlatmaya çalıştığım gibi artık büyük düşünmeli, büyük planlar yapmalıyız. Globalleşen dünya her geçen gün biraz daha küçülüyor. Bizlerde globalleşemezsek, kendimizi genele yayamazsak birgün bitmeye mahkumuz demektir.
Şimdilik Hoşçakalın...
Hayat Bir Rüyamıdır?
Hayat ve zaman kavramı üzerine özellikle 18.yy larda çok fazla tartışmalar yaşanmış filozoflar arasında. Hayatın gerçekte var olup olmadığını, zaman kavramının gerçekten var olup olmadığını uzun uzun tartışmışlar. Aslında çok ilgimi çeken bir konu olduğundan bende çok yakından ilgilenirim bu konularla.. Bugünde bir değişiklik yapıp birlikte beyin fırtınası yapalım istedim.. Bakalım bu konularda sizler nasıl düşünüyorsunuz?
Öncelikle zaman kavramı üzerine düşünmeye başlayalım isterseniz. Hani sıcaklık değerlerinde bir termometre ile ölçülen gerçek sıcaklık değerleri vardır, birde hissedilen sıcaklık. Zaman kavramıda öyle sanırım. Saati bir süreliğine beynimizden çıkarıp düşünmeye devam edelim..
Herkesçe malumdurki insanlar güzel zaman geçirdiklerinde zamanın hızlı geçtiğini söylerler. Aksine stres dolu birkaç saat bazen bize bir ay gibi bile gelebilir. Aynı beş dakika içerisinde bir öğrenci sevmediği bir derste zilin çalması için sabırsızlanıyor, diğer öğrencimiz de kırda sevgilisinin dizine yatmış ve onun gözlerine bakıyor örneğin.. Bu iki öğrencinin aynı anda yaşadıkaları beş dakika aynımıdır sizce?
Şimdi birde rüya konusuna gelelim.. Rüyaların neden kaynaklandığı, ne olduğu ve nekadar sürede yaşandığı konusu uzunca zamandır tartışılmakta.. Çeşitli verileri gerçek kabul etsekte hala bazı konular insanları tatmin edemedi rüya konusunda.. Rüyaların uzunluğu konusunu Dr. B. Klein adında Amerikali bir bilimadamı birçok denek yardımıyla araştırmış. Ve rüyaların genellikle 20 sn sürdüğünü, en uzun rüyanın da 90 sn yi geçmediğini görmüştür. Ancak bu insanlar rüyalarında yaşadıklarının gerçek hayatta belki birkaç güne sığacak uzunlukta ve teferruatta olduğunu belirtmekteler. Yani uyandığımızda 20 sn de gördüğümüz rüyayı beynimizden bile 20 sn de geçiremiyor, anlatmamız belki 15-20 dk yı buluyor.
Ayrıca rüyalarımızda yaşadığımız olaylardan gerçek hayatımızdaki bedenlerimiz de etkileniyorlar. Örneğin rüyamızda sıcak bir ortamdaysak gerçek hayattaki vücudumuzda terliyor. Yada gerçek hayatta korktuğumuzda bedenimizin vereceği tepki rüyamızda korkmamızla aynı. Eğer rüyalarımız gerçekten zannettiğimiz gibi sanal ve gerçekdışıysa o halde bedenimiz neden etkilenmektedir?
Birçok bilim adamı rüyaları kategorilere ayırırken, daha sonra görüldüğü gibi gerçekleşen rüyalar olduğunu kabul etmişlerdir. Böyle rüyalara da "Gerçek Rüyalar" denilmektedir. Bu rüyaları sadece sezginin güçlü olması şeklinde izah edebilsek de uyku halindeki bir beynin sezgisi, gerçeğin aynının rüyada yaşanması sezgi ve tesadüf kelimeleriyle izah edilebilir mi?
Geçmişte yaşadıklarımızın rüyalarımızdan ne farkları var? Örneğin 50 yaşındaki bir insan lise yıllarını düşünürken, o olayları rüyasında görmüş olmasıyla yaşamış olmasının farkı nedir?
Hayat okadar basit ve ilginç bir olgu ki, yaşadığımız her saniye geçmiş diye tabir ettiğimiz, rüyalarımızla aslında pekde farkı olmayan bir alana geçmekte.. Ve hafızalarımızda sadece mazi olarak yer bulabilmektedir. O halde hızla mazimize akan her saniyemizi dolu dolu yaşamayı bilelim. Tabi o mazilerimizin birgün bizim kurtarıcımız veya kahredicimiz olacağını unutmadan..
Tekrar görüşmek ümidiyle...
Teknoloji Geliştikçe İnsanlar Robotlaşıyor
Hepimizin hızla gelişen teknolojinin etkisiyle başı döndü. Her gün yeni bir teknoloji ile tanışıyor, çok kısa bir zamanda o teknolojiyede alışıyor ve daha yenilerini hayal etmeye başlıyoruz. Artık o ilk tanıştığımızda çok büyük yenilik olarak gördüğümüz yenilik artık bizler için sıradanlaşıveriyor.
Evet gelişen teknoloji gerçekten sevindirici tüm insanlık için. Birçok alanda belki hayal bile edemeyeceğimiz kolaylıklar getirdi bize. Artık evimizde otururken bankadaki hesabımızdan eft yapabiliyor, televizyonu gerçeğe en yakın görüntü kalitesiyle izleyebiliyor, cep telofonlarımızdan maillerimizi kontrol edebiliyor, uçak biletimizi evimizden çıkmadan alabiliyor, kendini park edebilen arabalara biniyoruz. Daha sayamayacağımız okadar çok şey varki hayatımızda sıradanlaşan..
Çok değil 100 yıl öncesinden bir insanı alıp bugüne getirseydik sanırım kendisini cennette falan zannederdi. Düşünsenize kendisi açılan musluklar, fotoselli kapılar, yürüyen merdivenler vs.
Aslında bukadar sevindirici bir gelişme olan teknolojinin, insanlığa çok büyük zararları da var maalesef. Hemde yabana atamayacağımız, küçümseyemeyeceğimiz boyutlarda.. Tüm insanlığın bu konularda yeterince çalışma yapmıyor olması ve gerçeklerin bazı menfaatler uğruna bizlerden saklanması da en büyük gafletimiz olsa gerek..
Cep telefonunun insana zararları, Wireless internet bağlantılarının üzerimizdeki etkileri, otomobillerin çevreye zararları, fabrika atıkları gibi milyonlarca madde sayabiliriz insana ve doğaya verilen zararlar konusunda.. Malumunuz bu gibi birçok nedenin bileşimiyle ozon tabakası inceldi ve küresel ısınma dediğimiz felaketle karşı karşıya kaldık.
Bilim Teknik dergisi geçen sayısında robotlar konusunu incelemiş. Artık bilim adamları düşünebilen robotlar üretmek için uğraşıyorlar. Yani düşünüp karar verebilen, verdiği kararları uygulayabilen robotlar artık çok yakın. Örneğin ABD'de sürücüsüz otomobil üzerine yapılan çalışmalarda 10 km lik yolda başarılı olundu şehir trafiğinde. Yani otomobil çeşitli yazılım ya sorgularla ihtimalleri hesaplayıp, ne yapması gerektiğine karar verebiliyor artık.
Buda demektir ki artık robotlar insanlaşıyor. Bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz dev ölüm makinası gibi robotları önümüzdeki yıllarda savaş makinaları olarak görmeye başlayacağız galiba..
Peki bukadar hızlı ilerleyen hatta bazılarına göre haddini aşan teknoloji karşısında insanlar ne yapıyor. Yada neye mahkumlar?
Ben bu konuda başlığımızdaki gibi insanların da robotlaştığı kanaatindeyim. Teknoloji, havadaki akımlar ve frekanslar, insan gücüne artık ihtiyacımızın kalmaması, rahata alışmak gibi birçok neden insanları robotlaştırıyor korkarım. Birçok insanın gündelik yaşımını inceledim. Çıkan sonuç ürkütücü gerçekten;
- İnsanlar hemen hemen her gününü diğer günlerinin kopyası gibi yaşıyorlar. Yani belli şeylere programlanmış robotlar gibi.
- İnsanlar sürekli kendilerini yorgun ve bitkin hissediyorlar. (Galiba hava akımlarından kaynaklanıyor)Cep telefonu frekansları, Wireless gibi..
- İnsanlar kendi güçleriyle yapabilecekleri birçok basit işlemi, makina ve alet yardımıyla yapmayı tercih ediyorlar. (2.Kata asansörle çıkmak, bakkala araba ile gitmek, bulaşığı makinada yıkamak gibi)
- İnsanlar arkadaş ve akrabaları ile zaman geçirmek yerine internet ve televizyonu tercih ediyorlar.
- Sağlıklı toplumun temelini oluşturan akrabalık bağlarımız tamamen bitmiş durumda.
- İnsan bedeninin tembelleşmesi ve sağlıksız yiyecekler nedeni ile obezite hastalığı korkunç boyutlara ulaşmaktadır. İnsanların birçoğu kilolarından şikayetçiler.
- Suç işleme ve kötü alışkanlıklara başlama yaşı tüm dünyada giderek düşüyor.
Saymakla bitiremeyeceğimiz daha birçok neden, insanlığımızın değerlerini artık kaybedip, sadece belli konulara programlanmış robotlar haline getiriyor bizleri. Ve artık insan olmanın, yaşamanın zevkini, o güzel duygularımızı alıp götürüyor bizlerden. O nedenledir ki birçok insanımız stres dediğimiz hastalıkla boğuşuyor, yine fazlaca bir insan topluluğu da kendisi için yaşamanın anlamsız ve boş olduğunu düşünüyor.
Yani kapımızdaki felaketi erken teşhis edip, teknoloji ile iç içe yaşarken, belli dönemlerde herşeyden sıyrılıp, kendimize, ailemize ve doğaya da zaman ayırmamız gerektiğini unutmayalım. İnanın ailenizle başbaşa, televizyonsuz, cep telefonsuz bir dağ evinde doğa ve temiz havayla tekrar insan olduğunuzu farkedeceksiniz.
Google Reklam (Adsense) Yayıncılarına Tavsiyeler
Küçük yaşlardan beri okumaya çok meraklıyımdır. Çok fazla kitap okur, bulduğum her kitap, gazete ve dergiyi okumaktan zevk alırım.
Şimdi ise blog okumaya başladım ve tarifi imkansız bir zevki olduğunu düşünüyorum. Sanırım kaliteli bloglar yeni bağımlılığım:)
İşte severek okuduğum bloglardan bir tanesi de altiustutasarim.com Mehmet Doğan'ın bloğudur. Kendisi engin bilgi ve birikime sahip, gelişmiş derecede yabancı dili ve yurt dışında bulunmasının avantajıyla idollerimizden bir tanesi.
Adsense konusunda yardım isteyen arkadaşlarım için bende sevgili Mehmet Doğan'ın sitesinden yardım aldım. İşte sizlere önemli adsense ipuçları;
1- Google reklamlarını hazırlarken, reklamlar içindeki renklerin, sitenizin renk paleti ile birebir uyumlu olmasına dikkat edin. Özellikle arkaplan ve link renkleri.
Google reklamlarını sitenizin içine direk olarak harmanlayın. Reklamları içeriğin dışarısına taşımak ya da farklı görünmesi yerine, reklamları, içeriğin içine gömün.
2- Sitenize gelen kullanıcıların bir çoğu, sitenizi, onların akıllarında oluşan bir "hedef" ile arama sonuçları sayesinde buluyor. Sunduğunuz içerik onların hedeflerini karşılamıyorsa, karşılayan başka bir siteye gideceklerdir. Bu nedenle, sitenizde sizin içeriğin vermediği fakat kullanıcının hedefini karşılama ihtimali yüksek diğer sitelerden oluşan "bağlantı birimleri" kullanın.
3- Google reklamlarını, sitenizin en üst kısmına ya da sağ sütuna koymayın. Birçok kullanıcı, sitenize bir hedef ile geliyor ve bu hedefi, onlara sunduğunuz içerikte arıyor. Bu nedenle kullanıcılar, çoğu zaman sitenizin üst ve sağ kısmını neredeyse tamamen görmezlikten geliyor.
4- Eski ve geleneksel web reklamlarına birçok kullanıcı alıştı ve bunları görmezden gelme konusunda uzmanlaştı. Web, yazılı medya. Onlara tekst içeren reklamlar verin. Banner, resimli afiş türü reklamlardan uzaklaşın.
5- "Hedef reklam, hedef reklam, hedef reklam"… Sitenize kimler geliyor? Hedef kitleniz, okurlarınız ne ile ilgileniyor? Acaba sitenize, yeni çıkan PlayStation oyunu hakkında bilgi almak isteyen 15 yaşındaki bir okur "ev sobaları" reklamı ile ilgilenir mi? Elinizden geldiğince sitenizde çıkan reklamları gözden geçirip, hedef kitlenize uymadığını düşündüğünüz reklamları, Google reklamların "Rekabetçi Reklam Filtresi" yoluyla filtreleyin.
6- Google reklamın size verdiği Kanallar aracını ve MyBlogLog sitesini ya da diğer istatistik sitelerini kullanarak, sitenize koyduğunuz hangi reklamın, ne kadar başarılı olduğunu takip edin, ölçün.
7-Değişiklik yapmaktan çekinmeyin! Yukarıdaki araçlardan aldığınız sonuçların yardımıyla, sitenizde değişiklik yaparak, sitenizde yer alan reklamların başarısını test edin, yeniden değiştirip, yeniden test edin.
8- Sitenizin ana amacı reklam geliri sağlamak değil, kullanıcıların geliş amaçlarına ve geliş hedeflerine yardımcı olmak olmalı. Sitenizi, reklam sirkine döndürmeyin!
9- Reklamlarınızı gözlemleyin, test edin ama ana isiniz olan kullanıcı memnuniyetini ana hedef olmaktan çıkarmayın.
10 -Dünyadaki en başarılı ilk 5 şirketten biri olan Google'u ve çoğu doktora ve mastır derecesine sahip olan çalışanlarını aptal yerine koymayın! Yani hile yapmayın!
Mutluluğun Sırrı
Yılbaşı yazımı yazarken konuyu mutluluğa getirmiştim hani istemeden de olsa.. Ama yeni yılda tüm insanların mutlu olmasını istediğimizden yazım yinede özünden sapmamış diye düşündüm tekrar okuyunca birkaç gün sonra..
Ee madem ki mutluluk istiyoruz tüm insanlar için, ozaman insanların nasıl mutlu olabileceklerini de araştırayım istedim. Ve bulduğum en tutarlı araştırma aşağıdaki gibi;
Time dergisi, insanların nasıl mutlu olabileceklerini araştırmış ve bu konuyu uzmanlarına sormuş. Ve çıkan sonuçta mutlu olmanın sırları özetle şöye;
1- Şükretmek
2- Müzik Dinlemek
3- Kucaklaşın ve Sarılın
4- İnançlarınızla Ruhunuzu Besleyin
5- Gülün
6- İyilik Yapın
7- Geleneklerinize Sahip Çıkın
Evet bilimsel olarak da mutluluğun sırları böyleymiş. E ozaman şimdi hep beraber mutlu bir hayat sürmeye ne dersiniz?
Yeni Yıl Hepimize Mutluluklar ve Huzur Getirsin
Hani bir söz vardır ya alışılagelmiş; Hayat su gibi akıp geçiyor diye.. Gerçekten de hayat çok hızlı akıp gidiyor. Ayağımızın altında sürekli dönüp duran bir koşu bandı gibi, biz farkında olmadan aynı mekanda olmanın gafletindeyken o hızla geçip gidiyor ayağımızın altından..
2007 hepimiz için çok büyük mutluluklar da bulundurmuştur içinde acı ve hüzünler de. Yani bazılarımız için 2007 hayatlarında asla unutamayacakları eşşiz bir yıl belki. Ama sevinçler gibi çok büyük hüzünler de unutulmazlar öyle değil mi? Yani bazılarımız da hüzünleriyle hatırlayacaktır geçtiğimiz yılı muhakkak..
Şöyle düşünüyorum da hayat ne kadar garip değil mi? Koskoca bir 25 yıl bırakmışım arkamda.. Ama herşey bir hayal, bir rüya gibi sanki..
Hani sinemaya gideriz ve filme iyi konsantre olmuşsak, sanki filmdeki ortamda yaşıyormuş gibi oluruz. Benliğimizi okadar vermişizdir ki filme, filmin geçtiği yerde yaşar, kahramanlarıyla birlikte paylaşırız senaryoyu.. Bazen hüzünlenir, bazen korkar, bazen de seviniriz öyle değil mi?
Ve sonra sinemadan dışarıya çıktığımızda kısa bir süre kendimizi apayrı bir dünyada hissederiz. Tarifi değişik, apayrı duygular yaşarız. Hatta uzun süre filmin etkisinden kurtulamayız..
İşte ben düşünüyorum da birgün ömrümüzün sonuna geldiğimizde sinemadan çıkmış bir insanın ruh halini yaşayacağız sanırım.. Hayat dediğimiz şey okadar basit yani.. Belki ömrümüzün sonunda tüm hayatımızı tek bir cümleyle özetleyebileceğiz kim bilir.
İşte bu kadar basit olan hayatımızda hiç bir insanı kırmaya, üzmeye, kazıklamaya, aşağılamaya değmez hiçbir şey.. Hayatta insanı mutlu eden tek şey, elindeki imkanlara razı olmak ve sevmektir bence. Her türlü imkanımıza razı olmalı, insanları ve doğayı sevmeliyiz. İşte ozaman gerçek mutluluğu tadacağımızdan eminim..
Bir yılbaşından, yeni yıldan başlayıp konuyu nerelere getirdim görüyormusunuz? Benim kadar konuyu dağıtabilen blog yazarı fazlada yoktur galiba:)
Herkesin yeni yılını kutlar, 2008 yılının hepimize mutluluk getirmesini temenni ederim.. Tekrar buluşmak ümidiyle...